Son Dakika :
terör örgütü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terör örgütü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

PKK'lılar Yunanistan Sınırında Kıstırıldı

Gönderen: Unknown on 1 Mart 2012 Perşembe | 03:48



Haklarında terör örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle yakalama kararı çıkartılan kapatılan Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) eski Gebze İlçe Başkanı M.K (32) , Elazığ Üniversitesi Kimya Bölümü 4'ncü sınıf öğrencisi K.Y (24), Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi'nde Anestezi görevlisi olarak çalışan ve Ocak ayında görevinden istifa eden F.B. (29) ile Metal Teknolojisi Öğretmeni H.K., yasadışı yollarla Yunanistan'a kaçmak isterken sınır devriyeleri tarafından yakalandı.

İddiaya göre, İstanbul'da anlaştıkları bir kişiye, kişi başı bin Euro veren örgüt üyeleri otobüsle Edirne'ye geldiler. Örgüt üyeleri Pazarkule Sınır Kapısı yakınlarından Yunanistan'a geçmek isterken sınır devriyeleri tarafından yakalandıktan sonra Edirne İl Jandarma Komutanlığı'na teslim edildi.

Jandarmanın yaptığı araştırmada M.K., K.Y. ve F.B.'nin terör örgütü PKK üyesi oldukları gerekçesiyle arandıkları belirlendi. H.K. ise hakkında arama ve yakalama kaydı olmadığı için tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Şahıslar Jandarmadaki ifadelerini ardından Edirne Adliyesi'ne sevk edildi.



PKK'lı Canlı Bombaya SGK Güvencesi!

Gönderen: Unknown on 28 Şubat 2012 Salı | 17:36



Diyarbakır'da geçen yıl bombalı eylem hazırlığında yakalanan ve üzerinde KCK soruşturmalarını yürüten 2 özel yetkili savcının ev adresleri çıkan "Demhat Çiya" kod adlı Hasan Bozan hakkında 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

5 PKK'lının öldürüldüğü Bingöl'ün Şeytan Dağları'ndaki operasyonda Bozan'ın, sözde "Bingöl Doğu Gücü" sorumlusu Mehmet Hayme ile birlikte silahlı ve üniformalı çektirdiği fotoğraf karesi ele geçirildi. 2 yıldan beri ailesinin haber alamadığı Bozan'ı babası, emniyetteki teşhiste tanıdı. Bozan ise "Bu kişi bana çok benziyor, ama ben değilim" dedi. Ardından da "Fotomontajdır. Kafa kısmı benim, ancak gövde silahlı başka kişiye ait. PKK'lı elbisesini bir kez nevruzda giydim. İstanbul'a çalışmaya gittim. İstanbul ve Mersin'de değişik şirketlerde çalışıyordum. Geriye dönük 2 yıllık sigorta kayıtlarım araştırılabilir" dedi.

'PRİMLERİ BİZ ÖDEMEDİK'


Sabah'tan Özgür Cebe'nin haberine göre; mahkeme, SGK Bölge Müdürlüğü'ne yazı yazarak sanığın sigorta sicil kaydı ve geriye dönük sigorta prim dökümünü istedi. SGK'nın gönderdiği hizmet dökümünü içeren tablo mahkemeye gönderildiğinde, Bozan'ın dağda olduğu belirtilen 2007-2010 arasında sigorta primlerinin yatırıldığı ortaya çıktı. Bunun üzerine mahkeme primleri ödediği görünen şirketlerden işe giriş kaydı, maaş bordrosu, sanığın kimlik bilgileri ve imza örneklerini gönderilmesini istedi. Şirketlerden böyle bir elemanlarının olmadığı, kendilerinde çalışmadığı, primlerin kendi şirketleri adına nasıl ve ne şekilde yatırıldığını da bilmedikleri yanıtı geldi. Bozan'ın avukatı, şirketlerin gönderdiği cevapları kabul etmediklerini söylese de sanığın tutukluluğun devamına karar veren mahkeme davayı ileri bir tarihe ertelendi.

RAHAT HAREKET İMKANI

Mahkeme sanığın PKK üyesi olduğuna dair fotoğraf haricinde bir bilgi bulunmadığını belirterek, Bozan'ın yakalandığı tarihten sonra teslim olan PKK'lılardan teşhis için çalışma yapılmasına karar verdi. Teröristin sigortasının yatırılmasını değerlendiren yetkililer, son dönemde kentlere eylem için gönderilen ve güvenlik güçlerince dağda olduğu tespit edilen PKK'lıların arka arkaya yakalanmalarından dolayı örgütün taktik değiştirdiğini belirtti.

Yetkililer, canlı bomba eylemlerinde kullanmak için yetiştirilen özel bombacıların SGK primlerinin milisler aracılığıyla yatırılarak bu şekilde polis ve jandarmanın arama kayıtlarından düşürülerek şehirlerde rahat hareket etmesinin planlandığı kaydedildi.



Bayrak Yakan Çocuklara Gözaltı

Gönderen: Maykıl on 27 Şubat 2012 Pazartesi | 17:36



Aydın'ın Germencik İlçesi'ne bağlı Ortaklar Beldesi'nde terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan'ın yakalanışının yıldönümünü bahane ederek Türk bayrağı yakıp, polise taş attığı öne sürülen 11 çocuk yakalandı.

Aydın Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından terör örgütü PKK'nın 'Eylemci Gençlik' yapılanmasına yönelik Germencik İlçesi'ne bağlı Ortaklar Beldesi'nde operasyon düzenlendi.

Bugün sabah saatlerinde, daha önceden belirlenen adreslere yapılan eşzamanlı baskınlarda, terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan'ın yakalanışının yıldönümü nedeniyle geçen 15 Şubat'ta Ortaklar Beldesi'ndeki eylemde Türk bayrağı yakıp polise taş attıkları belirlenen 11 çocuk yakalandı.

Şüphelilerin evlerinde örgütsel dokümanlar ele geçirildi. Şüpheliler, Çocuk Şube Müdürlüğü ekiplerine teslim edildi.

Özel Kuvvetler PKK Avında!



Operasyonlarda, mağaralar ve bazı evler didik didik arandı.İlkbahar aylarının yaklaşması ile birlikte Jandarma ve Polis operasyonlarını sıklaştırdı. Hakkari Valiliği tarafından 2 gün önce Hakkari ve Şırnak arasında bulunan Kato Dağı eteklerinde bulunan Armutlu ve Kavaklı bölgelerine operasyon düzenlendiği bildirildi.

Operasyonun, Hakkari Dağ ve Komando Tugayı Özel Hareket Birliği, Genelkurmay Özel Kuvvetler Taburu ve Polis Özel Hareket Timleri ile birlikte yapıldığı açıklandı.

Valilk tarafından yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi."Bölge insanımızın verdiği bilgiler ışığında halkımızın can ve mal güvenliği için 23 Şubat 2012'de Dağ ve Komando Tugay , Jandarma Özel Hareket Birliği, Genelkurmay Özel Kuvvetler Taburu ve Polis Özel Hareket Birlikler ile müşreek olarak ortalama 1.5-2 metre kar kalınlığı olan Kavaklı, Armutlu bölgelerinde PKK, KCK terör örgütü mensuplarının barındığı mağara, sığınaklar ile adli makamlar tarafından verilen izin doğrultusunda bazı evlerde ve eklentilerinde yasalara ve usulune uygun aramalar yapılmıştır. Her türlü olumsuz hava koşulu ve kar durumuna rağmen bölge halkının verdiği bilgi ve desteklerle operasylonlar en ucra noktalarda da devam edecektir."




Bozdağ: 'İhtiyaç varsa Öcalan'la görüşülür'

Bozdağ: ''Ülkenin ihtiyacı, yararı varsa geçmişte görüşüldüğü gibi gelecekte de görüşme ihtiyacı duyduğunda terör örgütü elebaşı Öcalan ile görüşülmesinde herhangi bir sakınca yoktur'' dedi.

Bozdağ, AA Editör Masası'nda Anadolu Ajansı'nın yurt dışı, yurt içi temsilcileriyle birim editörlerinin sorularını yanıtladı.

Üçüncü Yargı Paketi kapsamında Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 250 ve 251. maddelerinde değişiklik yapılıp yapılmayacağı ve tutukluluk sürelerini ilişkin bir düzenleme olup olmadığının sorulması üzerine Bozdağ, tasarıda tutukluluk süreleriyle ilgili herhangi bir düzenleme olmadığını söyledi.

Özel yetkili mahkemelerin yetkilerini aştığı yönünde eleştiriler yapıldığının hatırlatılması üzerine de Bozdağ, CMK 251. maddeyle ilgili bir düzenleme bulunduğunu ancak bu düzenlemenin de özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına yönelik olmadığını belirtti.

Bozdağ, özel yetkili mahkemelerin devam eden davalar nedeniyle eleştirildiğini, bunun da demokratik bir ülkede normal karşılanması gerektiğini vurgulayarak, ''Türkiye demokratik bir ülke, demokrasilerde her şey eleştirilebilir. Mahkemelerin kararları da eleştirilebilir. Kararlar bir takım sonuçlar doğursa bile demokratik bir ülkede siyasiler, medya, sivil toplum kuruluşları ve başkaları o kararları kendi açılarından değerlendirebilir, eleştiri yapabilir. Bunlar demokrasinin gereğidir. Doğru olan şeylerdir. Bunların olması o ülkenin demokratik bir ülke olduğunun, hukuk devleti olduğunun göstergesidir. Yargı, eleştirilmez değildir, yargı kararları da kutsal metinler değildir. Dolayısıyla eleştirilir ve gereken değerlendirme de yapılır'' diye konuştu.

-''Özel yetkili mahkemelerin varlığı kalıcı değildir''-

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin 2004'te kaldırıldığını, yerlerine özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kurulduğunu anımsatan Bozdağ, şunları söyledi:

''DGM'lere ilişkin maddeler alındı ve Ceza Usul Kanununa konuldu. CMK 250, 251 ve 252. maddeler, DGM'deki madde ve Ceza Usul Kanunu'ndaki madde aynıdır. Oradaki aynen alınmış, daha sonrakine monte edilmiştir. Sanki bu yeni gelmiş bir durum gibi, biz getirmişiz gibi gösteriliyor. Biz getirmedik. Fakat neden hala muhafaza ediliyor derseniz, o da şundan; Türkiye terörle uzun zamandır mücadele eden bir ülke. Organize, çıkar amaçlı suç örgütleri ve uyuşturucu ve benzeri suçlara dönük faaliyetleriyle mücadeleye baktığımızda sadece Türkiye'de değil başka ülkelerde de böylesi özel yetkilerle donatılmış savcıların, özel görevlendirilmiş mahkemelerin bulunduğunu görürsünüz. Çünkü bunlara ilişkin yargılamaların ve soruşturmaların belli bir ihtisas ve uzmanlaştırma gerektiğini herkes kabul ediyor. Türkiye de bu kabul çerçevesinde bunu kurmuş ve bugüne baktığınız zamanda bu kabul devam ediyor, yani bu ihtiyaç devam ediyor, ama özel yetkili mahkemelerin varlığı kalıcı değildir, geçicidir. Çünkü demokratik hukuk devletlerinde böylesi istisnai mahkemeler olmaz, ihtiyaca binaen kurulmuş mahkemelerdir. Bu geçici bir süreyi kapsayacak, ama bu geçici süre ne kadardır, baktığınızda 1975'ten beri var. Devam eden bir süreç var. Umuyoruz ki Türkiye terörle mücadelesinde artık bu mahkemelere, organize suç örgütleriyle mücadelesinde bu mahkemelere ihtiyaç duymayacağı güvenli ortama, huzurlu ortama kısa sürede geçer ve bu mahkemelere de ihtiyaç kalmaz. İhtiyaç kalmadığı zaman mahkemelerin kaldırılmasını zaten Türkiye tartışmayacaktır bile. Gönül rahatlığıyla kaldıracaktır ama şu anda bunun devamına ihtiyaç vardır.''

-''Herkesin bildiği sır...''-

Bozdağ, ANASOL-M hükümeti döneminde terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'la görüşmeler yapıldığına ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine de Türkiye'nin 30 yıldır terörle mücadele ettiğini anımsatarak, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından bugüne kadar değişik zamanlarda değişik devlet görevlilerinin Öcalan ile görüştüğünü söyledi. Bozdağ, ''Bu görüşmeler suç da değildir. Ülkenin ihtiyacı, yararı varsa geçmişte görüşüldüğü gibi gelecekte de görüşme ihtiyacı duyulduğunda görüşülmesinde herhangi bir sakınca yoktur'' dedi.

İmralı'da cezasının infazı gerçekleştirilen terör örgütü elebaşı Öcalan'ın cezaevinde gardiyan, cezaevi güvenliği, cezaevi müdürü gibi devlet görevlileriyle temas halinde olduğunu ifade eden Bozdağ, şöyle devam etti:

''Baktığınızda devlet görevlileriyle temas etmesi imkansız mı? Değil. Temas etmeden zaten cezasının infazı fiilen mümkün değil. Öyle bir hava var ki sanki kim temas ederse suç işliyor, kim temas ederse yanlış yapıyor. Cezaevinde şu anda cezası infaz olunan birisi doğaldır ki onunla birtakım devlet görevlilerinin irtibatı, görevleri gereği doğal, yapmak zorunda. Bu yanlış bir şey değil. İnsanlar görevlerini ifa ederken böylesi bir temas kaçınılmaz olduğunda bunu yapmak zorunda. Bu ayıplanacak bir şey değil. Kınanacak bir şey de değil.

Siz terörle mücadele ediyorsunuz, pek çok şehidiniz var. Ülke bu beladan kurtulmak istiyor ve sizin cezaevinizde terör örgütünü kuran, yönetmiş olan bir mahkum var. Onunla bu belayla alakalı devlet görevlileri görüştüğü zaman yanlış bir şey mi yapmış oluyor. Yani sizin elinizde duruyor 'Yok ben hiç görüşmeyeceğim, konuşmayacağım' demek olur mu? Olmaz. Bu bir imkandır. Devlet görevlileri görüşmüştür geçmişte de. Şimdi MHP konuşuyor. Görüşmeler, terörün elebaşı Abdullah Öcalan yakalandıktan sonraki süreçte başlıyor. Hikmet Sami Türk'te açıkladı bunu. O dönemde görüşmelerin olduğunu açıkladı ve hatta terör örgütünün eylemsizlik kararı ve yurt dışına çıkmasını da bununla irtibatlandırdı. MHP, DSP, ANAP koalisyon hükümeti döneminde de devlet görevlilerinin bölücü başıyla görüştüğü herkesin bildiği bir konu. Onun için 'yok, falan, filan' diyorsa o zaman hükümetin olan bitenden haberi yok demektir. Hükümetin olan bitenden haberinin olmaması düşünülemez. Yani devlet görevlileri ne yapmıştır, o dönemde de görüşmüştür. Devletin istihbarat örgütünün terör örgütüne sızmasıyla, oralarda bulunması, zaten kanun gereği onlara verilmiş bir görev. Ülkenin istihbaratı için bilgi toplamak ve ülkenin güvenliği, huzuru, barışı için alınması gereken tedbirlerin doğru alınmasına katkı vermek onun görevi. Baktığınızda bu geçmişte de var. MHP döneminde de var, daha önce de var.''

-''ANASOL-M hükümeti, Öcalan'ın dosyasını Meclis'e göndermemiştir''-

Başbakan Yardımcısı Bozdağ, Öcalan hakkındaki kesinleşmiş idam kararının ANASOL-M hükümeti döneminde Başbakanlıkta bekletildiğini, Parlamentoya gönderilmediğini anlatarak, Öcalan hakkındaki idam kararının 12 Ocak 2000'de dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile Başbakan Yardımcıları Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli'nin düzenlediği bir toplantıda açıklandığını, açıklamanın son cümlesinde de ''Terör eylemlerinin yeniden başlaması halinde infazın kaldığı yerden devam edeceğine'' vurgu yapıldığını belirtti.

Bu son cümleyle terör örgütüne ''yeniden terör başlarsa biz infaz sürecini kaldığı yerden işletiriz'' mesajı verildiğini dile getiren Bozdağ, şöyle konuştu:

''Türkiye'de bütün idam cezalarının kesinleşmiş dosyaları Meclis'e gelir, Meclis'te bekler. Meclis'e gitmeyen tek dosya Öcalan'ın dosyasıdır. Orada tuttular. Niye tuttular. Çünkü Meclis'e gelen bir dosya, 45 gün görüşülmezse, bir vekilin talebi üzerine komisyon gündemine alıp karara bağlayabilir. Karara bağladığında Genel Kurul, belli prosedür dahilinde oylanıp karar çıkabilir. Hükümet, o zaman bu dosyayı 'Meclis'te biz vekilleri kontrol edemeyiz' diyerek Başbakanlıkta tutmuştur. Esasında Başbakanlıkta tutmaları da kanuna aykırıdır. İmza atmışlardır, orada tutmuşlardır. Bu tutuşun ana nedeni budur.

Sayın Bahçeli'nin, Ertuğrul Özkök'e zannedersem 25 Haziran 2002'de bir röportajı var. Sayın Bahçeli, imza meselesini konuştu. Orada Özkök diyor ki 'Yarın milletvekilleri derse ki (getirin infaz edelim) MHP'nin tavrı ne olacak' diyor. Bahçeli, 'Biz idam cezaları infaz edilmeyecek diye imza atmadık mı? Elbette imzamıza sadık kalacağız' diyor. Bu nedir? Mart 2001'de Türkiye'nin Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine ilişkin ulusal programı var ve orada Türkiye taahhütte bulunuyor. Orta vadede idamın kaldırılacağına dair. Orta vade dediğimiz şey 2001'de başlayıp 2002'de bitecek. Tarif ediyor, orada tarifleri de var. Orada diyor ki; 'Türkiye, 1983'ten beri herhangi bir infaz yapmıyor, bundan sonra da bu devam edecektir' diyor. Yani 'endişe etmeyin, infaz yapmayacağız' diyor. Arkasından da diyor ki orta vadede biz bunu kaldıracağız. Bahçeli, buna atıf yaparak diyor ki; 'biz imzamıza sahip çıkacağız'. Şimdi baktığınızda Sayın Bahçeli, siyaseten başka şeyler konuşuyor, ama kamuoyu bunun başka şey olmadığını, bizim dediğimiz olduğunu biliyor.

-''Ülkenin yararı varsa Öcalan ile görüşülmesinde herhangi bir sakınca yoktur''-

Bozdağ, terör örgütü elebaşı Öcalan yakalandıktan sonra değişik zamanlarda, değişik devlet görevlilerinin Öcalan ile görüşmeler yaptığını, bu durumun da suç olmadığını anlatarak, ''Ülkenin ihtiyacı, yararı varsa geçmişte görüşüldüğü gibi gelecekte de görüşme ihtiyacı duyduğunda terör örgütü elebaşı Öcalan ile görüşülmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Gizlemelerine gerek yok. Bu herkesin bildiği bir sır. 'Sayın Bahçeli görüştü' demiyoruz biz. 'Bahçeli'nin bir bakanı görüştü' falan da demiyoruz. Hükümet onların hükümeti olduğu dönemde, devlet görevlilerinin bazıları, devleti kim yönetiyor, hükümet yönetiyor, dolayısıyla hükümetin yönettiği bir devlette, o devletin bazı görevlileri orada bazı görüşmeler yapmıştır. Bunları bilmemesi mümkün değil. Çünkü oradaki görüşmelerle ilgili bilgilerin kimlere gittiğini, onlar da çok iyi biliyor. Bilmesi gereken herkes de çok iyi biliyor'' diye konuştu.

Bekir Bozdağ, Anayasa Uzlaşma Komisyonu tarafından geçen hafta dinlenen İstanbul Fener Rum Patriği Bartholomeos'un bazı taleplerde bulunduğunun anımsatılması üzerine de azınlıkların eşitlik noktasında bir sıkıntıları olduğuna inanmadığını kaydetti.

-''Azınlıklar hem vatandaşlık hem de Lozan'dan kaynaklı haklara sahipler''-

Azınlıklara Lozan Antlaşmasıyla sağlanan haklar, imtiyazlar bulunduğunu ve bunların eşitliğin ötesinde imkanlar sağladığını ifade eden Bozdağ, ''Bütün azınlıkların hepsi Türk vatandaşıdır. Türk vatandaşı oldukları için vatandaşının sahip olduğu bütün haklara sahipler, o haklarını kullanma noktasında bir ayrım söz konusu olamaz. Hem vatandaşlık hakları var hem de Lozan'dan kaynaklı azınlık haklarına, imtiyazlarına sahipler. Yani, çifte bir hakları var'' diye konuştu.

Hükümetin ruhban okulu açılmasına karşı çıkmadığını, bu okulun Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) çatısı altında kurulmasını istediklerini, ancak bunun kabul edilmediğini anlatan Bozdağ, şöyle konuştu:

''Türkiye'de bütün okullar YÖK'ün çatısı altındadır. İlahiyat fakültelerine baktığımızda herhangi bir üniversitenin çatısı altında açılıyor ve eğitimini görüyor. Türkiye'de Hristiyanlık ile alakalı ilahiyat eğitimi veren, buna ruhban okulu dersiniz, başka bir şey dersiniz, kurulmasına engel yasal bir düzenleme yoktur. Bunlar kurulduğu zaman devletin desteği vardır. YÖK'e bağlı kurulması konusunda bizim tavsiyelerimiz var, 'hemen yapalım' diye önerilerimiz var, ama bunun ayrı, bağımsız bir okul olarak kurulmasıyla ilgili onların istekleri var. Esasında tartışma konusu bu. Yoksa Türkiye'nin kurulmasına izin vermeme gibi bir durum söz konusu değil. Bugün dünyanın her yerinde böyle. Almanya'da ilahiyat fakültesi var ve hepsi Alman üniversitelerinin bünyesinde. Bizim önerdiğimiz de burada üniversitelerin bünyesinde böyle bir okulun kurulmasında, fakültelerin kurulmasında hiçbir engel yok. Hükümet olarak da onlara böyle bir desteği her zaman veririz. İfade ettik kendilerine.''

Başbakan Yardımcısı Bozdağ, azınlık statüsünde olan vatandaşlara bugüne kadar hiçbir hükümet döneminde verilmeyen imkanları AK Parti hükümetlerinin verdiğini ifade ederek, vakıf malları iade ettiklerini, azınlık vakıflarının tüzel kişiliklerini iade ettiklerini, 1974'te Yargıtay kararıyla el konulan vakıf mallarının 2011'de tamamının iadesine karar verildiğini anlattı.

Bozdağ, ''Akdamar Kilisesi'ni biz ibadete açtık, Sümela Manastırı'nı biz onardık, biz ibadete açtık. Azınlıklara mensup kardeşlerimizin taleplerini hayata geçirmek konusunda biz bu dönemde önemli adımlar attık ve onların kendilerini azınlık hissetmeyecekleri bir ortamı hep sağlamaya çalıştık. Çabalarımızı bundan sonra da devam ettireceğiz'' dedi. (aa)

PKK, Acıyı Ranta Çevirmiş!

Gönderen: Maykıl on 25 Şubat 2012 Cumartesi | 02:58



Türkiye aylardır Van depreminin ardında bıraktığı yaraları sarmaya çalışıyor. Depremden sonra ülke genelinde adeta bir yardım seferberliği başladı. Kış şartlarında evsiz kalan insanlar için hemen herkes elinden geleni yaptı. Ancak PKK’nın bu afeti ve ardından doğan mağduriyeti de ranta dönüştürdüğü belirlendi.

KCK soruşturması kapsamında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan gazeteci Zeynep Kuray’ın savcılık ifadesinde örgütün depremzedeleri dolandırdığı ortaya çıktı. Yardım kampanyası başlatılacak diye depremzedelerden hesap numaraları toplayan PKK’nın, kendi yayın organlarında mağdur vatandaşlardan aldıkları numaralar yerine kendi hesap numaralarını yayımladıkları belirlendi. Zeynep Kuray aynı zamanda 68 kuşağının simge isimlerinden ve Dev-Genç ile 16 Haziran örgütlerinin kurucularından Sarp Kuray’ın kızı.

YARDIMLAR ÖRGÜTE...

Savcılık sorgusunda uzun süredir teknik takipte olan Zeynep Kuray’a 25 Ekim 2011’de H.G. isimli şahısla yaptıkları telefon görüşmesi soruldu. Söz konusu görüşmede H.G.’nin Kuray’a örgüte ait yayın organlarında kendileri adına başka hesap numaralarının yayımlandığını belirterek doğru numaralarının yayımlanmasını talep ediyor. Kuray’ın görüşmenin içeriği ile ilgili savcıya şu ifadeyi verdiği öğrenildi: “H.G. Van’daki bir depremzededir. Depremden sonra Fırat Haber Ajansında yayımlanması için bana doğru banka hesap numaralarını bildirmek istiyordu. Zira Roj TV’de yardım numaraları yanlış yazılmış. Para gelmiyormuş, depremzede vatandaş bana Fırat Haber Ajansı’nda çalıştığımı bildiği için doğru hesap numaralarını vermemi istedi.”

KÜRDİSTAN KIZILAYI!

Zeynep Kuray’ın savcıya verdiği ifadeden kandırıldıklarını anlayan depremzedelerin olayı düzeltmek için çaba gösterdikleri ancak örgüt yöneticilerinin kendi hesaplarını yayımlamaya devam ettikleri anlaşılıyor. Çünkü, Kuray ifadesinde bu durumu ilgililere aktardığını ancak düzeltilmediğini belirtiyor: “Ben bunu Fırat Haber Ajansına bildirdim ama ajansın müdürü İsmet Kayhan, bana karışıklık olacağını söyleyip, kabul etmedi.”

PKK, Van depremine ilgisi bununla da sınırlı değil. Örgüt, Van’daki depremzedelere yönelik çalışmalarını ‘Hevya Sor a Kurdistan’ (Kürdistan Kızılayı) üzerinden de yürütüyor, Avrupa’dan hesap açtırıp paraları buralara aktarıyor.

Baydemir: Çocuklarım Kürtçe Konuşmuyor

Gönderen: Maykıl on 24 Şubat 2012 Cuma | 05:32



Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, başkanı olduğu Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği’nin (GABB) hazırladığı anayasa taslağını anlatırken, Türkiye’nin 6 veya 7 bölgeye ayrılabileceğini belirterek, "Türkçe, ülkenin resmi dili olmaya devam edecektir. Örneğin Kürdistan eyalet parlamentosu Türkçe dışında bölgede çok kullanılan Kürtçe, Arapça, Süryanice’yi de resmi dil olarak belirlemelidir. Bölge meclisi ile merkezi meclis arasındaki bağı Anayasa sağlayacaktır" dedi.

"ÇOCUKLARIM BENİMLE ANA DİLİMİ KONUŞMUYOR"

Diyarbakır Büyükşehir Belediye başkanı Osman Baydemir, 40 yaşında olduğunu, doğdukları günden bu yana çocukları Mir Zanyar ve Diyana ile tek kelime Türkçe konuşmadığını, sürekli Kürtçe konuştuğunu anlattı. Baydemir, şöyle devam etti:

"Ancak, iki çocuğumda kreşe başladıktan sonra benimle tek kelime Kürtçe konuşmuyorlar. Ben Kürtçe soruyorum onlar Türkçe yanıt veriyor. Onlar Türkçe soruyor, ben Kürtçe yanıtlıyorum. Açık ve net söylüyorum; bu zulümdür. Yarın okula başlayıp, ’Türk’üm, doğruyum, çalışkanım’ diyecekler. 20 yılımı bu davaya vereceğim, çocuğuma kendi dilimi veremiyorum bu zulümdür. Polis ve savcıların bunu bilip empati kurması lazımdır. Biz Türk değiliz, biz Kürdüz kendi dilimiz ve kimliğimiz ile bu ülkenin parçası olarak yaşamak istiyoruz. İsterseniz KCK ve bölücü olarak cezaevine koyun. Bundan sonra ha cezaevinde yaşamışım ha ölmüşüm fark etmez."


Org. ilker Başbuğ 22 Mart'ta hakim karşısına çıkacak

Gönderen: Maykıl on 17 Şubat 2012 Cuma | 23:27

İlker Başbuğ hakkında hazırlanan iddianame İnternet Andıcı davasıyla birleştirildi. Başbuğ 22 Mart günü hakim kaarşısına çıkacak.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, İlker Başbuğ hakkında hazırlanan iddianamenin İnternet Andıcı Davası ile birleştirilmesine karar verdi. Mahkeme kararında iddianamedeki anlatımlar, birleştirme yönündeki savcılık talebi, davaların birlikte yürütülmesinde dosyalar arasındaki fiili ve hukuki irtibatın olması, davaların birleşmesinde hukuki menfaatin bulunması ve usul ekonomisini gerekçe göstedi. İlker Başbuğ ile birlikte davadaki sanık sayısı 30'a yükseldi. 

BAŞBUĞ 6 OCAK'TA TUTUKLANMIŞTI
Özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan 39 sayfalık iddianamede tek şüpheli olarak yer alan Başbuğ’un “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi ve "terör örgütü yöneticisi olmak" suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapsi istenmişti. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 Ocak'ta tutuklanmıştı.

İlker Başbuğ "son derece komik ve tutarsız"

Orgeneral İlker Başbuğ, hakkında hazırlanan ve kabul edilen iddianame ile ilgili ilk değerlendirmeyi yaptı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilen iddianame için İlker Başbuğ “Bu iddianameye göre gündüz Genelkurmay Başkanı şapkası taşıyormuşum, gece ise terör örgütü liderliği yapıyormuşum” değerlendirmesini yaptı.

GÜNDÜZ G.KURMAY BAŞKANI GECE ÖRGÜT LİDERİYMİŞİM

İnternet andıcından tutuklanan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un, hakkında hazırlanan ve kabul edilen iddianamedeki suçlamaları son derece komik ve tutarsız bulduğu belirtildi.

“Cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ve “Ergenekon terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan 15 yıldan 22.5 yıla kadar hapsi istenen İlker Başbuğ’un yakın çevresine, “Bu iddianameye göre gündüz Genelkurmay Başkanı şapkası taşıyormuşum, gece ise terör örgütü liderliği yapıyormuşum, öyle mi?” değerlendirmesi yaptığı öğrenildi.

Başbuğ, iddianamenin kabulünden sonra dün cezaevinde avukatı İlkay Sezer’le de uzun bir görüşme yaptı. Bu görüşmede Başbuğ ve avukatı, iddianamedeki suçlamalarla ilgili kapsamlı bir çalışma yaparak karşı görüşü hazırlamaya başladı.

Asıl komutanı kim? Başbuğ’un avukatı Sezer, “İddianamenin tamamını okuduğunuzda inanılmaz şeyler var. Darbeye teşebbüsle ilgili bir ‘ara dönem komutanlıktan’ bahsediliyor. Ara komutanlıktan bahsediliyorsa, o zaman asıl komutan kim? Bu ve benzeri bir sürü şey var. Komutanın sağlığı ve morali çok iyi. Çalışmamız bittikten sonra gereken açıklamayı yapacağız” dedi.

Olay Haberler

olayhaberler.com

Diğer Haberler

Spor

Copyright © 2012. Fiber Haber - All Rights Reserved. Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
Copyright © 2012. Fiber Haber - Tüm Hakları Saklıdır
Powered by Blogger | Sitemap | Ping | Olay Haber | Spor