Son Dakika :
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Organ naklinde umut Türkiye

Gönderen: Fiber Haber on 2 Mart 2012 Cuma | 11:22



ABD’li avukat Andrew M. Schauer, doktorlarının yönlendirmesiyle karaciğer nakli ameliyatı için Türkiye’yi seçti
Profesör ağabeyi James J. Schauer’den karaciğerinin yüzde 60’ını alan Schauer, “ABD’deki sağlık hizmetinden hiçbir farkı yok, Türkiye belki daha da iyi” dedi.

ABD’li işadamı Donald Trump’ın televizyon şovu Apprentice’e hukuk hizmeti veren Andrew M. Schauer’e (44) 2.5 yıl önce böbrek kanseri tanısı kondu. Kanserli böbreği alındı.

Yaklaşık bir yıl önce bu kez karaciğerinde kanser saptandı. Uygulanan ilaç tedavisine iyi yanıt verdi. Ancak bir süre sonra ilaç etkisini kaybetti ve tümör tekrar büyümeye başladı. Tümör karaciğerini istila etmişti. Normalde 1-1.2 kilo olan karaciğeri, yaklaşık 4.5 kilo olmuştu.

Tek seçenek nakil

Karaciğer yetmezliği nedeniyle sürekli zayıfladı, adaleleri eridi, büyük ağrılar çekmeye başladı. ABD’li doktorlara göre tedavide tek seçeneği kalmıştı, karaciğer nakli olmak. Kadavra sırasına girdi ama en alt sıralardaydı. Zamanla yarışırken, kadavradan nakilde ona sıra gelmesi neredeyse imkansızdı. Çevre mühendisi profesörü olan ağabeyi James J. Schauer (48), tek kardeşiyle karaciğerini paylaşmaya gönüllüydü. Ama ABD’li doktorlar, “Yeterli deneyimimiz yok” deyince araştırmaya başladılar.

Memorial Hastanesi’nden Prof. Dr. Münci Kalayoğlu’nun adına ulaştılar ve iletişime geçtiler. Prof. Dr. Kalayoğlu, bütün riskleri anlattı. “Garanti veremeyiz ama ameliyat olmak tek şansınız” dedi. Kardeşler kabul edince, önce ağabey geldi ve tetkikleri yapıldı.

‘2 ayın kaldı’ demişlerdi

Sonra Schauer, eşi Susan ve kızı Soren ile geldi. Ağabeyden alınan karaciğer, başarıyla nakledildi. Sadece iki ay ömrü kalan ABD’linin ömrüne ömür kattılar. Hastaneden taburcu olan Schauer, birkaç gününü de İstanbul’u gezmeye ayırdı. Schauer, “Türkiye’yi seçmeden önce başka alternatifleri de değerlendirdik. Buradaki sağlık hizmetinden, doktor ve hemşirelerden son derece memnunum. Hasta odaklı bir hizmet aldık. ABD’de de daha iyisi verilmiyor” dedi.

Kardeşimle daha da yakınlaştık

James J. Schauer: Biz 3 erkek kardeştik. Büyük ağabeyimizi kalp krizi nedeniyle 3 yıl önce kaybettik. Onun ölümünden sonra kardeşimle daha da yakınlaştık. Karaciğerimi vermeyi ben teklif ettim. Kendimi çok iyi hissediyorum. O iyileşecek ve birlikte güzel günlerimize geri döneceğiz.

Kalayoğlu: Dünya tersine döndü

Prof. Dr. Münci Kalayoğlu: Avrupa’da en çok nakil yapan ilk üç merkez arasındayız. Geçen yıl 140, bu yıl ilk iki ay 28 ameliyat yaptık. Dünya tersine döndü, ABD’den bize ameliyat için geldiler. Bir ABD’li cerrahı eğittik, Washington DC’ye gönderdik. Nisan ayında Wisconsin Üniversitesi’nden bir cerrah gelecek ve eğitim alacak. Sağlık hizmeti için artık yurtdışına gitmeye gerek yok.

Kanser her yıl 3 bin çocuğu yakalıyor



Türkiye'de her yıl kansere yakalan çocuk sayısı 3 bin
Tedavide erken tanının önemi bilinirken, konu çocuklar olduğunda velilerin sorumluluğu ön plana çıkıyor.

Ailelerin çocuklarını yılda en az bir kez sağlık kontrolünden geçirmesi, olası bir hastalıkta, çocuklarının erken tanıyla kurtarılan yüzde 60'lık dilimin içinde yer alma ihtimalini doğuruyor.

Konuyla ilgili kapsamlı açıklama, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Atila Tanyeli'den geldi.

Erken tanıda ortalama 100 hastanın 60'ını kurtarıldığını belirten Tanyeli, "Löseminin bazı türlerinde ve böbrek tümörlerinin bazılarında bu oran yüzde 80-90'a çıkıyor. Geç konulan tanıda ise tedavinin başarı oranı yüzde 30'larda kalıyor. Bu nedenle aileler uyarıları dikkate almalı" şeklinde konuştu.

ERKEN TANI ÇOK ÖNEMLİ 

Kanserin tipine göre ciddi bir hastalık olduğunu belirten Tanyeli, "Bu nedenle erken tanı çok önemli. Çünkü kanser hücreleri vücuda çok fazla yayılmadan tedavi edildiğinde başarı daha yüksek oluyor. Bu nedenle yılda bir kez çocukların kan tahlilleri yapılarak kontrol edilmesinde büyük fayda var" dedi.

ÇUKUROVA'DAKİ EKSİKLİK 

Kanser ve kan hastalıklarında, kemik iliği nakli ve kök hücre naklinin en önemli tedavi yöntemi olduğuna dikkat çeken Tanyeli'den, bir de saptama geldi: Yaklaşık 20 milyon insanın yaşadığı Çukurova Bölgesi'ne hizmet veren ÇÜ Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde hala istenilen düzeyde bir kemik iliği nakil bölümü tam olarak hizmete giremedi. Önümüzdeki günlerde ise 6 yataklı ünitenin hizmete girmesi planlanıyor.

Akıl hastalığı tedavi edilecek



Aile geçmişinde akıl sağlığı sorunları bulunan kişilerden toplanan hücrelerden beyin hücresi geliştirildi
Yeni tedavi yöntemlerinin de bu örnekler üzerinde sınandığı belirtildi. Bugüne dek yeni tedavi yöntemlerinin denemelerinde sadece, ölen şizofreni ve bipolar bozukluk hastalarından alınan beyin hücreleri kullanılabilmişti.

Sorunlu genlere sahip kişilerin derisinden ya da saç tellerinden alınan canlı hücrelerin geliştirilmesinin, yeni tedaviler için yapılan testlerdeki doğruluk payını artıracağı belirtiliyor.

Araştırmacılar bu sayede akıl sağlığı sorunlarını daha iyi anlamayı, uygulanan tedavileri geliştirebilmeyi umuyor.

Ayrıca bu uygulama, hayvanlar üzerindeki denemelere olan bağımlılığın da azalacağı anlamına geliyor.

Edinburgh Üniversitesine proje için bir milyon sterlinlik fon sağlandı. Proje kapsamında, hastaların derisinden ya da saç tellerinden alınan hücrelere dayanarak yeni yöntemler geliştirilebilmesi de amaçlanıyor.

Sonuç veren tedavi

Edinburgh Üniversitesi Biyolojik Psikiyatri Profesörü Andrew McIntosh, bipolar bozukluk ve şizofreni tanısı konmuş kişilerden alınan deri örneklerinden farklı türde beyin hücreleri ürettiklerini açıkladı.

Bu hücreler laboratuar ortamında bir kez geliştirildiğinde, nörolojik fonksiyonları üzerinde araştırmalar yapılabiliyor. Bu hücrelerin türlü psikiyatrik tedavilere nasıl karşılık verdiği incelenebiliyor.

Uzmanlar böylece yeni ilaçlar geliştirebileceklerine inanıyor. Dünya nüfusunun yüzde 1 ila 4'ü bipolar bozukluk ya da şizofreni tanısı konmuş kişilerden oluşuyor. Bu rahatsızlıklara karşı etkili tedavi yöntemleri ise pek bulunmuyor.

Sebepleri hakkında pek az bilginin bulunduğu bu rahatsızlıklar genetik özellik taşıyabiliyor. İngiltere'de bir milyonu aşkın kişi bu rahatsızlıklardan muzdarip.

Kanser her yıl 3 bin çocuğu vuruyor!



Türkiye'de her yıl kansere yakalan çocuk sayısı 3 bin. Bu çocukların hayatta kalmasını sağlayacak yol ise erken tanı ve burada görev ailelere düşüyor.
Tedavide erken tanının önemi bilinirken, konu çocuklar olduğunda velilerin sorumluluğu ön plana çıkıyor.
Ailelerin çocuklarını yılda en az bir kez sağlık kontrolünden geçirmesi, olası bir hastalıkta, çocuklarının erken tanıyla kurtarılan yüzde 60'lık dilimin içinde yer alma ihtimalini doğuruyor.
Konuyla ilgili kapsamlı açıklama, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Atila Tanyeli'den geldi.
Erken tanıda ortalama 100 hastanın 60'ını kurtarıldığını belirten Tanyeli, "Löseminin bazı türlerinde ve böbrek tümörlerinin bazılarında bu oran yüzde 80-90'a çıkıyor. Geç konulan tanıda ise tedavinin başarı oranı yüzde 30'larda kalıyor. Bu nedenle aileler uyarıları dikkate almalı" şeklinde konuştu.
"ERKEN TANI ÇOK ÖNEMLİ"
Kanserin tipine göre ciddi bir hastalık olduğunu belirten Tanyeli, "Bu nedenle erken tanı çok önemli. Çünkü kanser hücreleri vücuda çok fazla yayılmadan tedavi edildiğinde başarı daha yüksek oluyor. Bu nedenle yılda bir kez çocukların kan tahlilleri yapılarak kontrol edilmesinde büyük fayda var" dedi.
ÇUKUROVA'DAKİ EKSİKLİK
Kanser ve kan hastalıklarında, kemik iliği nakli ve kök hücre naklinin en önemli tedavi yöntemi olduğuna dikkat çeken Tanyeli'den, bir de saptama geldi: Yaklaşık 20 milyon insanın yaşadığı Çukurova Bölgesi'ne hizmet veren ÇÜ Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde hala istenilen düzeyde bir kemik iliği nakil bölümü tam olarak hizmete giremedi. Önümüzdeki günlerde ise 6 yataklı ünitenin hizmete girmesi planlanıyor.

Dünyada ondan sadece 1 tane daha var



209 kilogram ağırlığındaki Cuma Özalbayrak dünyada onunla aynı hastalığa sahip iki kişiden biri...
Dicle ve Cambridge üniversitelerinin iş birliğiyle İngiltere'de yapılan araştırmada, Mardinli 209 kilogram ağırlığındaki Cuma Özalbayrak'ın (28) dünyada "tokluk" hissetmediği tespit edilen 2 hastadan biri olduğu belirlendi.
Mardin'de yaşayan ve 12 yaşından bu yana tokluk hissi oluşmadığı için yediği yiyecekler nedeniyle sürekli kilo alan ve kısa bir süre önce 229 kilograma ulaşan Cuma Özalbayrak (28), sağlık durumunun bozulması üzerine bir süre önce yakınları tarafından getirildiği Dicle Üniversitesi (D.Ü) Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alındı.
Hastanede yapılan tahlil ve inceleme sonucunda Özalbayrak'ın tokluk hissetmediği tespit edildi. Daha sonra Dicle Üniversitesi ile Cambridge Üniversitesi iş birliğiyle İngiltere'de, Cuma Özalbayrak'ın DNA'sı incelemeye alındı.
HORMONLARINDA BOŞLUK VAR
Araştırmada günlük ritm düzenlemesini ve açlık-tokluk hissini kontrol eden "proopiomelanokortin" hormonunun çok önemli bir iştah baskılayıcı olan Alfa-MSH (melonokertibostimül hormon) sentezinde bozukluk tespit edilirken, Özalbayrak'ın dünyada "tokluk" hissetmediği tespit edilen 2 hastadan biri olduğu belirlendi.
229 kilogram ağırlığı nedeniyle nefes alamadığı için kritik durumda olan Özalbayrak'ın hastaneye getirilmesinde 2 gün daha gecikmesi halinde hayatını kaybetme ihtimalinin yüksek olduğu kaydedildi. Yapılan yoğun tedavi ve özel diyet sonucunda Özalbayrak, 40 gün sonunda yaklaşık 20 kilo vererek, 209 kilograma indi.
Dünyadaki 2 hastadan biri Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alparslan Tuzcuoğlu, AA muhabirine, 10 yıldan bu yana takip ettiği Özalbayrak'ın yapılan tetkiklerde açlık tokluk hissini kontrol eden "proopiomelanokortin hormonundaki" bozulma nedeniyle "doyma hissi" oluşmadığını söyledi.
Bu bozukluğa bağlı olarak hastanın gün içinde sınırsız besin tüketimine bağlı aşırı kilo aldığını vurgulayan Tuzcuoğlu, şöyle dedi:
"Cambridge Üniversitesi Öğretim Üyesi Sedef Farugia ile hastayla ilgili araştırma yaptık. Araştırmada Özalbayrak'ın DNA örneğini İngiltere'de incelemeye alındı. Özalbayrak'ın, DNA'sında bozulma tespit ettik. Açlık ve tokluk hissini kontrol eden "proopiomelanokortin hormonundaki" Alfa-MSH (İştah baskılayıcı) sentezi yeterince üretilmediği için hastada doyma hissi oluşmuyor.
ARAŞTIRMA
Özalbayrak'ın ayrıca dünyadaki 'tokluk' hissetmeyen iki kişiden biri olduğu belirlendi. Diğer hasta İngiltere'de yaşıyor. Bozulma genetik olabileceği ihtimali nedeniyle Cuma'nın 17 yaşında 83 kilogram ağırlığındaki kardeşini de takip edeceğiz."
DURUMU KRİTİKTİ
Prof. Dr. Tuzcuoğlu, Özalbayrak'ın 40 günlük tedavi ile yaklaşık 20 kilo verdiğini ancak taburcu ettiklerinde yeniden kilo alma ihtimali nedeniyle onu hastanede kontrol altında tutmaya karar verdiklerini söyledi. Hastanın yaklaşık 30 kilogram daha zayıflaması için çaba gösterdiklerini bildiren Tuzcuoğlu, şöyle devam etti:
"Hedeflenen kiloya inmesi durumunda mideye kelepçe takılması uygulaması yapılabilir. Bu aşamaya gelindiğinde cerrahlarla bu durumu değerlendireceğiz. Hastamız bize geldiğinde solunumda yaşadığı sıkıntı nedeniyle durumu kritikti. 2 gün daha gecikseydi Cuma'yı kaybedebilirdik. Çünkü yürüyemiyor ve nefes alamıyordu. Bir adım atacak hali bile yoktu. Ancak tedavi ile nispeten düzeldi.
Artık kendi ihtiyaçlarını nispeten karşılayıp, klinik içerisinde küçük turlar atabiliyor. Bu iyi bir gelişme. Çünkü Özalbayrak bize geldiğinde uzanmasını istediğimizde nefesi kesiliyordu. Bu durumda 240 kilogram ağırlığındaki bir hastamız ameliyata giderken ambulansta uzandığı için hayatını kaybetmişti. Bu hastalarda hareketsizlik de riski artırıyor. Cuma'ya her gün ödev veriyoruz. Buna göre yürüyüş yapmazsa yemeği de hak etmiyor."
ÖLMEK İSTİYORDUM
Hasta Özalbayrak ise 12 yaşından beri kilo aldığını, tokluk hissetmediği için ne kadar yemek yese de doymadığını söyledi.
Kiloları nedeniyle hayatın çekilmez hale geldiğini ifade eden Özalbayrak, gençliğini yaşayamadığını, çok zaman ölmek istediğini belirtti. Özalbayrak, kilo sorunu nedeniyle okula gidemediğini ve çalışamadığını, özürlü maaşı ile geçindiğini anlatarak, şöyle dedi:
"Kilom nedeniyle hayatıma son vermek istedim. Burada doktorlara da yaşamak istemediğimi söyledim. Çünkü artık nefes bile alamaz hale geldim. Hareket edemiyorum. Hareketsiz kaldığımda da hayatım riske giriyor. Çocuklar kilom yüzünden benimle dalga geçiyor. Okula gidemediğim için okuma yazma bilmiyorum. Cahil kaldım. Kendi ihtiyaçlarımı karşılayamıyorum. Babam hamallık yaparak geçimimizi sağlıyor. Arabaya dahi sığamıyorum. Mardin'den hastaneye gelirken otobüste benden 2 yolcu parası isteniyor. Sürekli açım, bir oturuşta 5 ekmek yerim. Ankara'da bir hastaneye gittiğimde 40 kilo verirsem beni ameliyat
edebileceklerini söylemişlerdi. Ancak bu kadar kilo vermem benim için imkansızdı. Üniversite hastanesine geldiğimde krize girmiştim. 10 yıldan bu yana tedavimi gerçekleştiren hocam beni yaşama döndürdü. Bana burada iyi bakıyorlar. Etli yemekleri ve tatlıyı çok sevmeme rağmen kilo vermeye kararlıyım. Artık insan gibi yaşamak istiyorum. Burada diyet yaparken kontrol altındayım. Bu nedenle kendimi iyi hissediyorum. 40 günde yaklaşık 20 kilo verdim. Daha da vereceğim ve ameliyat olarak bu rahatsızlıktan kurtulacağım."
Özalbayrak, en büyük hayalinin zayıfladığında yaşıtları gibi gezebilmek, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek, spor yapmak ve çalışmak olduğunu sözlerine ekledi.

Kalp pili olanlar takip edilecek



Türkiye'de kısa bir süre sonra uygulanmaya başlanacak sistem sayesinde, kalp pili takılan hastalar uzaktan takip edilecek
Kalp pili takılan hastaları uzaktan takip amacıyla uygulanan ''Uzaktan takip sistemi'' (careLink sistei) kısa bir süre sonra ilk kez Türkiye'de İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi ve İstanbul'daki bir devlet hastanesi tarafından hayata geçirilecek.

Uygulama kapsamında hastanın bilgileri doktorun cep telefonuna ya da bilgisayarına gelecek.İÜ Rektör Yardımcısı ve İstanbul Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kamil Adalet, "Sistem, kalp pili kontrollerini azaltarak, hem hekime hem hastaya yardımcı olacak" dedi.

Haftada 3 dakika spor yeterde artar bile



Haftada üç dakika spor yaparak her gün spor yapanların sağlığına kavuşmak mümkün
İngiltere'nin Birmingham Üniversitesi'nden Dr. Jamie Timmons'a göre Yüksek Yoğunluklu Beden Eğitimi (HIT) adı verilen bir yöntem ile haftada üç dakika spor yaparak her gün spor yapanların sağlığına kavuşmak mümkün.
HAFTADA 3 DAKİKA

Bu yönteme göre önce egzersiz bisikletinde fazla zorlamadan birkaç dakika pedal sallanıyor. 20 saniye dinledikten sonra 20 saniye çok hızlı bisiklet sürülüyor.

Ardından birkaç dakika yavaşlanıyor ve son olarak 20 saniye kadar tüm güçle pedala basılıyor ve egzersiz bitiyor.

Dr. Timmons bu egzersizin vücuttaki bütün kas hücrelerini harekete geçirdiğini belirtiyor.

Organ nakilleri mercek altında



Sağlık Bakanlığı nakil operasyonları ile ilgili açıklama yaptı
Sağlık Bakanlığı Kompozit Doku Bilim Komisyonu toplandı.
Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada; ''ilgili ayrıntılı rapor hazırlanıp komisyona sunulacak.'' denildi.
Ayrıntılar gelecek...

SGK artık SMS'le ulaşacak



SGK, verilen hizmetlerin vatandaş odaklı hizmet anlayışı gereği etkin, kaliteli ve süratli iletilebilmesi için çalışma başlattı
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), sigortalılığın başlatılması veya sonlandırılması, maaş bağlanması, şahıs ödemeleri, iş göremezlik ödeneği, evlenme yardımı, cenaze ödemeleri ve hizmet borçlanması gibi hizmetler hakkındaki bilgileri, isteyen işveren, iştirakçi ve hak sahiplerine online olarak kısa mesajla iletecek.

 SGK, verilen hizmetlerin vatandaş odaklı hizmet anlayışı gereği etkin, kaliteli ve süratli iletilebilmesi için çalışma başlattı. Bu kapsamda, halen Sosyal Güvenlik İl Müdürlükleri ve Sosyal Güvenlik Merkezleri tarafından manüel olarak yürütülen SMS gönderme sistemi online hale getirilecek ve işveren, iştirakçi ile hak sahiplerinin cep telefonu numaraları sisteme kaydedilecek.

Sisteme kaydını yaptıran işveren, iştirakçi ve hak sahiplerinin cep telefonlarına bilgilendirme için SMS yani kısa mesaj gönderilecek. Online olarak bilgilerin cep telefonlarına kısa masajla gönderileceği bu uygulama için vatandaşlardan ücret alınmayacak.

SGK, sisteme kaydını yaptıran işveren, iştirakçi ve hak sahiplerine SMS ile şu bilgileri ulaştıracak:

''Şahıs ödemeleri, çölyak ödemeleri, sigortalı tescil, sigortalı işten ayrılış, toptan ödeme, aylık bağlama, geçici iş göremezlik, emzirme yardımı ödemesi, hizmet borçlanmaları, emekli ödemeleri ve cenaze ödemeleri.''

Söz konusu işlemlerin cep telefonlarına kısa mesaj ile iletilebilmesi için ''http://app2.sgk.gov.tr/IletisimBilgileri/jsp/IletisimBilgileriSorgula.jsp'' adresinden bilgilerin kaydının yapılması gerekiyor.

Cep telefonu numarasının bilgi girişi yapacak kişi ile mesaj gönderilen cep telefonunun kayıtlı olduğu kişinin aynı TC kimlik numarasına sahip olması zorunluluğu var. Ayrıca, sistemde her TC kimlik numarası ile 1 adet cep telefonu numarası kayıt ve güncellemesi yapılabiliyor.

Türkiye sahte kanser ilacı yuvası mı?



Ortadoğu, Avrupa ve ABD'de satılan sahte kanser ilacının, Mısırlı bir aracı tarafından Türkiye'de satın alındığı ortaya çıktı.
SAWA isimli Mısır firması için çalışan Milad Kemal Ayad isimli aracı işadamı, Reuters'a, 167 kutu ilacı Türkiye'deki Suriyeli bir işadamından aldığını söyledi. Ayad, bunları alırken ilaçların sahte olduğunu bilmediğini de öne sürdü.
Sahte ilaçlar California, Teksas ve Illinois'ye kadar ulaştı. Piyasa değeri milyarlarca dolar olan ilacın orijinalini üreten firma, sahte ilaçların içlerinde tuz, nişasta ve bazı kimyasallar bulunduğunu belirtti.
Ortaya çıkarılan bu sahte ilaçlar sadece hapların değil, enjeksiyon yoluyla hastaya verilen ilaçların bile sahtesinin yapılabileceğini gösterdi. Dahası bu ürünler piyasaya gelene kadar o kadar çok tedarikçinin elinden geçiyor ki izlerini sürmek imkansız hale geliyor.
Ayad, Reuters'a yaptığı açıklamalarda, "Ben bu malları SAWA aracılığıyla bir Suriyeliden aldım. Elbette sahte olduklarını bilmiyordum" diye konuştu. Ayad, Suriyeli aracının kendisine gösterdiği paketteki ilaçların hakiki gibi göründüğünü de belirtti.
Söz konusu ilaçla ilgili daha önce de benzer sahtecilik vakaları yaşanmıştı. Üretici şirket yaptığı açıklamada, 2009 yılında Suriye'de sahte ürünler ele geçirildiğini söyledi.

Bu haplar sizi öldürebilir



Uyku haplarının kanser ve ölüm riskini arttırdığı ortaya çıktı.
Bilim adamları, uyku hapları ile ölüm ve kanser riski arasında bağlantı olduğunu bildirdi.

İngiliz tıp dergisi BMJ'de yayımlanan araştırmaya göre, uyku hapı kullanımı, kanser ve ölüm riskini artırıyor.

Bilim adamları, 10 bin 500 denek üzerinde yaptıkları araştırmada, 23 bin 500 kişiyi de karşılaştırmada kullandı. Deneklerin cinsiyeti, yaşı, yaşam tarzı ve muhtemel sağlık sorunları da araştırmada göz önünde bulunduruldu.

Uyku hapı kullanımının ölüm riskini artırdığını belirten bilim adamları, ilacın dozu ile ölüm riski arasında doğru orantı bulunduğunu kaydetti.

Yılda 18 doz uyku hapı içenlerin, hiç uyku hapı almayanlara oranla ölüm riski 3,5 kat fazla çıktı. Yılda 18 ile 132 kez uyku hapı içenlerde bu oran 4 katına, 132'nin üzerinde bu ilacı alanlarda 5 katına yükseldi.

Sonuçların tüm yaş gruplarında geçerli olduğunu ifade eden bilim adamları, ancak özellikle 18 ile 55 yaş arasındakilerde tam olarak bu verilere ulaşıldığını bildirdi.

Bilim adamları, sık sık uyku hapı alanların kanser olma ihtimalinin de bu ilaçları hiç kullanmayanlara oranla yüzde 35 arttığını ifade etti.

Araştırma sonuçlarının kesin olarak neden sonuç ilişkisi doğurmayabileceğini belirten bilim adamları, ancak uyku ilaçlarının ölüm riskini artırdığına dair daha önce alınan bilimsel sonuçları teyit ettiğini kaydetti.

Nöralterapiyle Tedavisi Mümküm 5 Hastalık

Gönderen: Fiber Haber on 1 Mart 2012 Perşembe | 01:13



Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Meliha Kasapoğlu, nöralterapiyi şöyle tanımlıyor: “Nöralterapi; ‘enjeksiyon yöntemi ile lokal anestezik kullanılarak, otonom sinir sisteminin etkilenmesi ile vücudun kendi kendini iyileştirme ve denge sağlama sisteminin aktive edilmesidir’. Nöralterapide, lokal anestezik maddenin anestezik etkisi kullanılmıyor. Otonom sinir sisteminin oluşturduğu, enerji yükseltici (hiperpolarize edici) uyarı ile tedavi sağlanıyor. Geçirilen kazalar, enfeksiyonlar, ameliyatlar, travmalar kısacası dışarıdan gelen tüm uyarılar, otonom sinir sistemine kaydediliyor. Zaman içinde vücut bunu taşıyamayacak hale geldiğinde ise kronik ağrılar ortaya çıkıyor. Nöralterapi de sinir sistemindeki iletim bozukluğunun elektriksel aktivitesini yükselterek, biyoelektriksel olarak iyileşme sağlıyor.”

Nöralterapinin zorunlu bir uygulama olmadığını belirten Dr. Kasapoğlu, “Bu yöntem hastalara bir seçenek olarak öneriliyor. Yoğun şekilde kronik ağrı çeken hastalar, özellikle bu tedaviyi talep ederek bize başvurabiliyor. Herhangi bir ilaç kullanımı olmadığı için daha çok doğal yollarla tedaviyi tercih eden hastalar nöralterapiyi seçiyor” diyor. Dr. Meliha Kasapoğlu, nöralterapinin fizik tedavi ve rehabilitasyon kapsamında uygulandığı hastalıklarla ilgili olarak şu bilgileri veriyor:

BEL, BOYUN VE SIRT AĞRILARI
“Yanlış kullanıma bağlı olarak ortaya çıkan, özellikle masa başında çalışma oranlarının artması ile daha sık görülen bu tür kronik ağrıların tedavisi nöralterapi ile gerçekleştirilebiliyor. Omurgada ortaya çıkan sorunlar, düzleşmeler, bloklar tespit ediliyor ve bu bölgelere yönelik, belli noktalardan uygulama yapılıyor. Haftada 2-3 seans, gerektiğinde ise toplamda en fazla 10 seans uygulanıyor. Şikâyetlerin tekrar etmemesi için hastalara günlük hayatlarında nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda eğitim de veriliyor.

BEL VE BOYUN FITIKLARI

Bel ve boyun fıtığı vakalarında nöralterapinin uygulanmasına, fıtığın düzeyine ve yerine göre karar veriliyor. Yapılan muayene sonucuna göre; tendon, faset eklemler ve gangliona uygulama yapılabiliyor. Ayrıca omurgadaki bağlara (ligament) uygulama yapılarak, oradaki kan dolaşımının artmasına, otonom sinir sisteminin aktive olmasına ve bölgenin kendini toparlamasına imkân veriliyor.

FİBROMİYALJİ (YUMUŞAK DOKU ROMATİZMASI)
Kronik yorgunluk, sabah ağrılı uyanma, kronik bağırsak sistemi bozuklukları ve uyku rahatsızlıklarıyla kendini gösteren fibromiyaljinin tedavisinde de nöralterapiye başvurulabiliyor. Önce hastanın tüm vücut muayenesi yapılıyor. Bu muayene sırasında omurlar arasında kalan ciltteki doku farklılıkları elle hissedilebiliyor. Uygun noktalara enjeksiyon uygulanıyor ve tüm şikâyetler ortak tedavi ile giderilebiliyor.

EKLEM AĞRILARI
Eklem ağrılarında, en sık omuz ve dize nöralterapi uygulamaları yapılıyor. Omuzda çoğunlukla tendinitler (sıkışma sendromu) görülüyor. Omuzla birlikte boyun ve dirsek ağrılarına da rastlanabiliyor. Nöralterapi ile sıkışmanın olduğu bölgeye ve o bölgenin sinirsel iletimini sağlayan bölgeye (segment) müdahale edilerek, iyileşme sağlanıyor. Dizde kireçlenme ya da bağ-tendon hasarlarına bağlı olarak ortaya çıkan eklem ağrılarında da dizin etrafındaki tendonlara ve bağ dokulara, çok gerekli görülürse eklem içine enjeksiyon uygulamaları yapılıyor. Çok derin bir eklem olan kalçada ise aşırı oturma nedeniyle ortaya çıkan rahatsızlıklar ve kireçlenme, uygun bölgelere uygulanan enjeksiyonlarla tedavi ediliyor.

SİNİR SIKIŞMALARI
El bileğinde sık görülen ‘Karpal Tünel Sendromu’ ve dirsekte meydana gelen ‘Kübital Tünel Sendromu’nda, ortaya çıkan sinir sıkışmalarının serbestleşmesi, otonom sinir sisteminin aktive edilmesi ile tedavi ediliyor. Eğer sıkışmayı tetikleyen bir kas gerginliği varsa, o bölgeye uygulama yapmak yeterli oluyor.

NÖRALTERAPİ HAKKINDA MERAK EDİLENLER
Kimler uygulayabiliyor?

Bu yöntem; fizik tedaviyi ilgilendiren hastalıkların tedavisinde, nöralterapi eğitimi almış fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanları tarafından uygulanıyor.

Herkese uygulanabiliyor mu?
Bebekler de dahil olmak üzere tüm yaş gruplarında, emziren kadınlarda ve hamilelerde uygulanabiliyor. Bebeklerin gaz sorunlarının giderilmesinde enjeksiyon yerine lazer uygulamaları yapılıyor.

Uygulamalarda çok ağrı hissediliyor mu?
Normal bir iğne uygulamasından daha fazla ağrı hissedilmiyor. Eğer hasta isterse uygulama yapılacak bölgeye soğutucu sprey sıkılabiliyor. Hastalar uygulamanın ardından günlük yaşantılarına devam edebiliyor.

Tedavi, kullanılan diğer ilaçlarla etkileşime giriyor mu?

Düzenli ilaç kullanan tansiyon, diyabet gibi hastalıkları bulunan hastaların nöralterapi tedavisi almalarında bir sakınca görülmüyor. İlacı kesmek ya da dozunu değiştirmek gibi bir zorunluluk da ortaya çıkmıyor. Nöralterapinin herhangi bir yan etkisi bulunmuyor.

Seanslar ne kadar sürüyor?
Süre ve uygulama sıklığı, hastalığa ve kişiye göre değişiyor. Toplamda en az 3, en fazla 10 seans uygulanıyor. İlk seanslarda, seansların arası daha yakınken, sonrasında süre uzuyor. Seanslar yaklaşık 20 dakika sürüyor.

İyileşme ne zaman fark edilir?

Nöralterapi tedavisinin etkileri, ilaçlı enjeksiyonlara göre daha yavaş ortaya çıkıyor.

Kalp Piline Sıkı Takip



Kalp pili takılan hastaları uzaktan takip amacıyla uygulanan ''Uzaktan takip sistemi'' kısa süre sonra ilk kez Türkiye'de İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi ve İstanbul'daki bir devlet hastanesi tarafından hayata geçirilecek.

İÜ Rektör Yardımcısı ve İstanbul Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kamil Adalet, sağlıklı bir kalbin erişkinlerde dakikada 60-100 arasında vurum yaptığını belirtti.

Kalp vurumunun bu değerlerin altında ve üstünde olmasının ''kalp ritm bozukluğu'' olarak adlandırıldığını dile getiren Prof. Dr. Adalet, genellikle az vurum yapan kalbin normal hızda çalışmasını sağlamak için kullanılan kalp pillerinin, adeta bir yaşam destek ünitesi görevini yerine getirdiğini ifade etti.

Prof. Dr. Adalet, kalbin tamamen durması halinde şok yaparak yeniden çalışmasını sağlayan özel pillere ise takılabilir defibrilatör (ICD) denildiğini kaydederek, kalp pillerinin, ritm bozukluğunun yanı sıra kalp yetersizliğinin tedavisinde de kullanıldığını anlattı.

100 BİNİN ÜZERİNDE KALP PİLİ KULLANICISI VAR


Türkiye'de binlerle ifade edilebilecek sayıda kalp ritm bozukluğu hastası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Adalet, hastaların bir kısmının bu durumun farkında bile olmadığını, hemen hemen her insanda hayatının bir döneminde kalp ritm bozukluğu olabileceğini, bunların bir kısmında tedavi gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Adalet, ''Kalp belli hızın altındaysa, özellikle bayılma, bayılacak gibi olma, baş dönmesi, sendeleme veya aşırı halsizlik gibi şikâyetlere yol açıyorsa kalp pili takılır. ICD ise genellikle ani ölüm riski fazla olan hastalara (kalp krizi geçirmiş, önemli derecede doku kaybı olmuş ve/veya ölümcül ortaya çıkmış ise) takılıyor. Yaş sınırı yok. Yeni doğmuş bebeğe de, 90 yaşındaki kişiye de kalp pili ya da ICD takılabilir'' diye konuştu.

Türkiye'de 100 binin üzerinde kalp pili ve ICD taşıyıcısı olduğunu belirten Prof. Dr. Adalet, genellikle bu pillerin 3 ile 6 ay aralarla programlanmasına ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Adalet, ''Nadir de olsa kalp pili veya ICD'de ya da kalp ile irtibatı sağlayan tellerde beklenmedik bir şekilde bozukluk olabilir. Bu durum hayati tehlike yaratabilir ve hasta her zaman bunu algılayamayabilir. Bu nedenle kalp pili veya ICD'nin normal çalışıp çalışmadığını düzenli aralar ile kontrol etmek gerekiyor. Kalp pilinin kullanıma göre süresi, değişen ömrü 7-10 yıldır. Bazen beklenmedik şekilde ömrü azalabilir. Bunu belirlemek için rutin kontrolleri yapmak gerekiyor'' dedi.

SİSTEM HASTALARI RAHATLATACAK

Prof. Dr. Kamil Adalet, kalp pili taşıyanları hastaneye gitmelerine gerek kalmadan izlenmelerini sağlayan uzaktan takip sisteminin kısa bir süre içinde fakültelerinde ve bir devlet hastanesinde uygulanmaya başlanacağını belirtti. Uzaktan takip sisteminin (careLink sistemi) tanısal amaçlı kullanıldığını kaydeden Prof. Dr. Adalet, sistemin, hekimin hastanın sonuçlarını hemen görmesini sağladığını dile getirdi. Prof. Dr. Adalet, ''Sistem, kalp pili kontrollerini azaltarak, hem hekime hem hastaya yardımcı olacak'' dedi.

Cihazın en temel avantajlarından birinin hastanın doktoru ile görüşmesine gerek kalmadan pil-ICD kontrol çıktılarını doktoruna iletebilmesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Adalet, ''Yani hasta yurt dışında seyahat ederken de verilerini iletebilir. Hekimin ayarladığı şekillerde ya belirli aralıklarla ya da ICD alarm verdiğinde hekime rapor gönderir. Raporlar hekime, yine ayarlamalarına göre ya cep telefonuna ya da e-mailine bilgi olarak ulaşır. Acil durumlarda, eğer hasta CareLink bağlantısı kurmamışsa, CareLink bu raporları gönderemez. Dolayısıyla, acil durumlarda müdahale edilemez'' diye konuştu.

HASTANEYE GİTMEYE GEREK KALMAYABİLİR


Kalp pili ve ICD taşıyan hastaların psikolojik olarak çok hassas olduklarını kaydeden Adalet, şöyle devam etti: ''Bu cihazlar her an bozulabilir endişesi taşıyorlar. Uzaktan takip sistemi bu anlamda hastaları rahatlatacak. Bu sistemin iki büyük avantajı var. 3-6 aylık kontrollere gerek kalmayabilir. Büyükşehirlerde bile bir yere gitmenin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Onun dışında bu pil ya da ICD takılan hastalar ülkenin her köşesine dağılıyorlar. Özellikle kış koşullarında gelmeleri zor.

Dolayısıyla kontrole gelmeye gerek kalmadan bir başka tıbbi gerekçe yoksa rutin kontrolleri yapılıp, pilin ömrü nasıl, cihazın bir problemi var mı anlayabiliriz. İkincisi de problemin limitlerini belirleyip alarm vermesini sağlayabiliriz. Cihazla kalp arasında bağlantı kuran telin kopması durumunda anında bu bilgi hekime ulaşacaktır. Bu da hastanın hayatının kurtulması demek.''

EKONOMİK AVANTAJ DA SAĞLIYOR

Prof. Dr. Adalet, bu sistemin hastaların hayatını kurtarması yanında başka avantajları olduğunu, rutin kontrole göre daha ucuz olduğu için ekonomiye de katkı sağlayacağını anlatarak, ''Bir hastanın transferi, hastaneye geldiğindeki yiyecek ihtiyacı, hastanede randevu almak için harcadığı zaman, iş gücü kaybı, iş gücünün maliyeti, SGK'nın muayene nedeni ile kamu hastanesi de olsa ödediği parayı düşündüğünüzde kamu açısından daha tasarruflu bir sistem olacağı için SGK'nın da bunu karşılamasını bekliyoruz'' diye konuştu.

Türkiye'nin İlk Eklem Cerrahi Merkezi



Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Bozkurt, eklem rahatsızlıklarının artmasıyla eklem cerrahi merkezlerinin de önem kazandığını belirterek, "Bundan hareketle Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Eklem Cerrahi Merkezi kuruldu ve çalışmalarına başladı" dedi.

Bozkurt, merkezde ortopedist, spor hekimi, romatolog ve fizik tedavi uzmanlarının bulunduğunu dile getirerek, merkeze ilişkin şu bilgiyi verdi:

"Merkezimize, eklem ağrısı ile başvuran özellikle diz, kalça, ayak bileği, omuz ve dirsekte problemi olan hastalarımıza hizmet veriyoruz. Romatizmal hastalıkları romatoloji, fizik tedavi ile diğer eklem rahatsızlıklarını da ortopedist, spor hekimi, fizyoterapistlerle birlikte tedavi ediyoruz. Cerrahi gerektiren durumlarda ise gerekli müdahale ile tedavi yapıyoruz."

Artık Kozmetik Yazıları Kolay Okunacak



Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Ercan Şimşek, yapılan denetimlerde kozmetik ürünlerin ambalajlarında tüketiciye yönelik bilgilerin yetersiz olduğunun, özellikle de ithal ürünlerde Türkçe etiket bulunmadığının tespit edildiğini bildirdi.

Kozmetiklerin iç ve dış ambalajlarında son kullanma tarihi, kullanım yeri ve şekli, şikâyet halinde firmanın adı ve adresi gibi iletişim bilgilerinin silinemez, kolayca okunabilir ve görülebilir olması gerektiğini bildiren Şimşek, şunları kaydetti:

''Bu ürünlerde tüketiciye yönelik bilgiler mevzuatın öngördüğü şekilde tam ve eksiksiz olmalıdır. Son kullanma tarihi, kapak açıldıktan sonra ne kadar süreyle daha kullanılabileceği, nerede ve nasıl kullanılması gerektiği tüm açıklığıyla yer almalıdır. En büyük sıkıntı ithal ürünlerde yaşanıyor. Tüketiciler Türkçe etiket olmayan ürünleri nasıl kullanacağını bilmiyor. Kozmetik ürünlerdeki etiket bilgilerinin ve kılavuzların mevzuatın öngördüğü şekilde olması için firmaları uyardık, gerekli düzenlemelerin yapılmasını istedik. Düzeltilemeyecek ürünlerin ambalajları da piyasadan çekilerek toplatılacak.''

Bu ürünlerin son kullanma tarihinin ay ve yıl olarak belirtilmesinin zorunlu olduğunu belirten Şimşek, ''Minimum dayanma süresi 30 ayı geçen ürünlerde tarih belirtilmesi zorunlu değildir. Ancak bu ürünlerde de ürün açıldıktan sonraki kullanılabilecek sürenin yer alması gerekir'' şeklinde konuştu. Şimşek, piyasada Türkçe etiketi olmayan ürünle karşılaşanların bu ürünleri piyasaya süren firmalarla ilgili Sağlık Bakanlığına şikâyette bulunmalarını istedi.

''YANILTICI TANITIMLARA KANMASINLAR''

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Ercan Şimşek, kozmetik ürünlerle ilgili yanıltıcı reklamlara kanmamaları için de vatandaşları uyardı.

Kozmetiklerin ilaç olmadığını, bu nedenle iyileştirici ve tedavi edici özellikleri bulunmadığını vurgulayan Şimşek, ''Kozmetik ürünler, kozmetik tanımına uymayan amaçları ve iyileştirici yönleri belirtilerek piyasaya sunulmamalıdır'' dedi.

Çocuğunuzda Uyku Bozukluğu Var mı?



Diyarbakır Yenişehir 14 nolu ASM aile hekimi Dr. Muzaffer Polat, yaptığı açıklamada, uyku bozukluğu olan çocukların okuma, yazma ve birçok yeteneklerinin bozulduğunu, fakat buna karşın sıhhatli bir şekilde uyuyanların okullarındaki derslerinde de başarılı olduklarını söyledi. Çocukların devamlı uyku bozukluğu çektiklerinde günlük yaşamlarında psikolojik davranışlarının bozulabileceğini söyleyen Polat, "Anaokulu ile ilköğretim yaşındaki çoçukların beyinleri henüz hızlı bir gelişim içinde. Yeterli uyku, fiziksel gelişimi sağlar.

Beynimiz uyku sırasında kesinlikle dinlenmez, bunun aksine uyanık olduğumuz zamanki kadar çalışır. Çocuklarda uyku çok önemlidir. Eğer düzensizlik süregeliyorsa uzmanlara gösterilmesi gerekmektedir" dedi.

"Her yaşın kendine göre ideal uyku süresi vardır" diyen Polat, "Kişiye göre değişen süreler insanı etkiler. Bu durumlar genetik faktörler ve alışkanlıklara bağlı değişiklikler gösterir. Bizler ilkokul öncesi çocukların 11-12 saat, ilk ve orta okul dönemindeki çocukların ise 10-11 saat uyamalarını istiyoruz. Diğer yaşlar için ise vucudumuza 8 saat uyumak yeterlidir. Anneler çoçuklarının uykularını devamlı kontrol altında tutmalıdır" şeklinde konuştu.

Diyetlerdeki 10 Avuntu



Pazartesi gelmeden; gazeteden, dergiden, internetten, beslenme uzmanına giden bir arkadaştan alınan diyet listesi buzdolabına asılıyor ve pazartesi diyete start veriliyor. Peki ya sonra? Birkaç gün sonra, yiyeceklerin dayanılmaz cazibesi galip geliyor ve aynı beslenme yanlışlarına devam ediliyor. Kilo verilemediği gibi terazideki sayılar her geçen gün artmaya devam ediyor ta ki yeni bir pazartesi gününe kadar… Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Küçük, zayıflama diyetine başvuranların öncelikle kararlı olması gerektiğini, beslenme biçimlerini radikal bir şekilde birdenbire değiştirmek yerine küçük değişikliklerle sürdürmenin kilo vermede daha etkili olacağını vurguladı.

Dyt. Elif Küçük, her pazartesi diyete başlayan kadınların kendilerini kandırmalarına neden olan 10 avuntu hakkında bilgi verirken, zayıflama sürecinde uygulanacak doğru stratejileri de anlattı:

1- Bugün kaçamak yaptım yarın toparlarım: Her yapılan kaçamağın ardından çokça söylediğimiz cümlelerden birisi de budur. Ufak kaçamaklar bizim tüm gün boyunca kaçamak yapacağımız anlamına gelmez. Bir öğünde daha yüksek kalorili besinler tükettiysek daha sonraki öğünlerde toparlayabiliriz. Her kaçamak için ‘nasıl olsa bugün düzensiz beslendim yarın daha düşük kalorili beslenmeliyim’ mantığına yol açacağından, bir an önce bu düşünceden uzaklaşmakta yarar var. Gün içerisinde tek bir kaçamakla günümüzü atlatabiliriz. Fazlası her zaman zararlıdır.

2- Bol kahve içerim, kahve zayıflatır:
Kahve içinde bulunan kafein maddesi nedeniyle metabolizmayı hızlandırır. Ama bu hızlandırıcı etkiye sahip olması, kahvenin harcamamız gereken toplam enerjiyi artıracağı anlamına gelmez. ‘Nasıl olsa kahve içiyorum zararı olmaz’düşüncesi de yanlıştır. Kahveyi şekerli ve bol kremalı tercih etmeniz gün içerisinde aşırı kalori almanıza neden olacaktır. Kahve içerken süt yerine kullanılan süt tozları, krema ve aromalar kahveler için pek de masum tercihler olmayacaktır. Ancak günde 1 fincan şekersiz bir Türk kahvesi veya şekersiz light süt ile yapılmış bir neskafe daha iyi bir alternatif. Kahvenin, hiçbir zaman zayıflatmayacağı unutulmamalıdır.

3- Sabah limonlu su içerim yağlarım erir: Günlük su tüketimi metabolizmamızın hızlandırılmasına yardımcı olacaktır. Su içmekte zorlanıyorsak değişiklik yaparak limonlu suyu tercih edebilirsiniz. Fakat limon asitli bir meyve olduğu için yağları yakar düşüncesi yanlıştır. Günlük gereken kaloriden daha fazlasını almanıza, limonlu su içerek zayıflarım yanılgına kapılmayın. Sabahları sıcak veya limonlu suyun zayıflama üzerine etkisi yoktur.

4- Büyük beden kıyafetler kusurlarımı kapatır:
Evet, büyük beden her zaman kusurlarımızı kapatır. Ancak büyük beden giymenin riskleri de var; aldığınız kiloların farkında olmazsınız ve her seferinde daha büyük bedenler tercih ederek bedeninizi gizleme gereği duyarsınız. Oysa bedenimizi başkalarından gizlemek yerine öncelikle farkına varmalıyız. Böylece fazla kiloları fark ederek zayıflama kararının ilk adımını atabilirsiniz.

5- Annem, teyzem de kiloluydu, ben de öyleyim: Genetik özellikler, pek çok sağlık sorununda olduğu gibi obezite de etkili. Ailenin diğer fertlerinin kilolu olması kendinizi onlara benzeterek rahatlamanıza yol açabilir. Ancak bazen genetik her şey değildir! Çevresel faktörlerin, beslenme ve yaşam alışkanlıklarının da büyük önemi var. ‘ Annem de kiloluydu deyip ne yaparsam yapayım ben de alırım’ diye düşünmek yerine, onlar gibi olmamak için kilo almama için neler yapabilirim sorusuna odaklanmanızda yarar var. Yanlış yapılan beslenme ve yaşam alışkanlıklarını bir an önce düzeltmek daha sonraki dönemleri onlar gibi geçirmenizi önleyecektir.

6- Günde bir öğün yerim zayıflarım: ‘Daha az yerim daha az kalori alıp zayıflarım’ düşüncesi çoğu kişinin inandığı ve uyguladığı yanlış bir yöntem. Sık yiyerek düşük kaloriyle zayıflamak doğru bir tercihken, tek öğün beslenerek metabolizmanızı yavaşlatmak kilo almanıza yol açan yanlış bir tercih olacaktır. Az ve sık beslenmeyi hayat biçimi haline getirip bu sistemle zayıflamak mümkündür. Oysa tek öğün beslenmek, vücudun kendini korumak için daha az enerji yakması, bu da zayıflamamanız anlamına gelir. Aksine, kendini koruma modu sayesinde vücut, yağlanmaya meyilli olur.

7- Spor yapıyorum, kebap da yerim tatlı da, bir şey olmaz: Spor, günlük yakmanız gereken enerjiyi artırarak kilo vermenize veya kilonuzu korumanıza yardımcı olur. Ancak spor yapıyorum diye düzensiz ve fazla kaloriyle beslenmeniz, kilo vermek yerine almanıza yol açar. Yani sporla birlikte de düzenli beslenme şarttır. Bu nedenle sporu tek başına değil, düzenli ve sağlıklı beslenmeyle desteklemelisiniz.

8- Acı biber yerim zayıflarım, kaloriye devam: Zayıflamak için hiçbir mucizevi besin yoktur. Acı biber de zayıflatmaya yardımcı bir besin değildir. Acının azda olsa metabolizmada hızlandırıcı etkisi vardır. İstediğimiz her besini yiyip acı biberle zayıflamak imkansızdır. Zayıflamanın bir formülü var; aldığınız kalori, harcadığınız kaloriden her zaman az olmalıdır.

9- Yağlarımı aldırırım, zayıflarım: Besinlerle aldığımız fazla kaloriler vücudunuzda yağ olarak depolanmaktadır. Ancak cerrahi işlemle alınan yağlar tekrar oluşmayacak anlamına gelmiyor. Sonuçta yağ vücutta oluşuyor. Sürekli yağ aldırarak da geçici süre fazlalıklarınızdan kurtulsanız da yaptığınız yanlışları düzeltmediğiniz sürece yağlanmalar devam edecektir.

10- Nasılsa estetik yaptırdım bir daha kilo almam: Zayıflamayla ilgili yapılan estetik ameliyatları da, yağ aldırma gibi geçici bir çözümdür. Bir daha kilo alınmamasını garanti edemez. Kilolu kişilere her ne işlem yapılırsa yapılsın düzenli beslenmedikçe kişi eski haline hızlı bir şekilde geri dönebilecektir.

Bu Egzersiz Haftada 3 Dakika!



İngiltere'nin Birmingham Üniversitesi'nden Dr. Jamie Timmons'ın  yöntemine göre, önce egzersiz bisikletinde fazla zorlamadan birkaç dakika pedal sallanıyor. 20 saniye dinledikten sonra 20 saniye çok hızlı bisiklet sürülüyor. Ardından birkaç dakika yavaşlanıyor ve son olarak 20 saniye kadar tüm güçle pedala basılıyor ve egzersiz bitiyor. Dr. Timmons bu egzersizin vücuttaki bütün kas hücrelerini harekete geçirdiğini belirtiyor.

Türk Doktorlardan Bir Başarı Daha



Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Klinik Şefi Prof. Dr. Mete Alp,dana kalp zarından elde edilen biyolojik kapağın, Avrupa'daki birçok açık kalp cerrahi merkezinde kullanıldığını söyledi.

Prof. Dr. Alp, şunları kaydetti:

''Kapak hiç dikiş gerektirmeden, cerrahın hızına göre 1,5-3 dakika arasında yerleştirilebiliyor. Bu kapağın en özelliği, yaşlı insanlarda kireç olsa dahi kireçleri sökmeye gerek kalmadan şah damarı ve kapakçıkların alınmasının ardından kalp kapağının doğrudan yerleştirilebilmesidir. Ayrıca bu yöntem, 70'li yaşların üstünde, küçük aort çapı olan ve birlikte cerrahi yöntemi uygulanan hastalarda, cerraha ve hastaya inanılmaz bir avantaj sağlıyor. Hem kullandığınız kalbi durdurma süreniz çok kısalıyor, hem de bu tür özellikler nedeniyle hastaya daha yararlı bir işlemi kısa sürede yapıyorsunuz.''

73 yaşındaki hasta İsmail Özkan da, ''Sadece 3 gün yoğun bakımda kaldım. Şu anda yeniden doğmuş gibiyim. Kendimi çok iyi hissediyorum. Mete Hocama teşekkür ediyorum'' diye konuştu.

Yarasalarda Tehlikeli Grip Virüsü



Amerikalı bilimadamlarının Guatemala'da 2 bölgede yaptığı araştırma, 316 yarasadan 3'ünde A tipi grip virüsüne rastlandığını gösterdi.

ABD Hastalık Denetleme ve Önleme Merkezi'nden Suxiang Tong, ilk kez bir grip virüsüne yarasalarda rastlandığını belirtti.

Mevcut haliyle virüsün insanlar için sorun teşkil etmediğini belirten Tong, bu araştırmanın yeni bir hayvan türünün grip virüsüne kaynak oluşturabileceğini göstermesi açısından önemli olduğunu vurguladı.

Laboratuvarda yapılan ilk testler virüsün insana bulaşabilmesi ve insandan insana kolayca geçebilmesi için kökten değişmesi gerektiğini de gösterdi.

Bilimadamları, insana bulaşabilen yeni bir virüsün ortaya çıkması için bu yeni virüsün domuz ya da at gibi insana biyolojik olarak daha yakın bir hayvana geçmesi gerektiğine dikkati çekti.

A tipi grip, mevsimlik griplerden 1918'de 50 milyon kişinin ölümüne yol açan İspanyol gribine kadar virüslerin oluşturduğu bir virüs ailesinin adı.

Olay Haberler

olayhaberler.com

Diğer Haberler

Spor

Copyright © 2012. Fiber Haber - All Rights Reserved. Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
Copyright © 2012. Fiber Haber - Tüm Hakları Saklıdır
Powered by Blogger | Sitemap | Ping | Olay Haber | Spor